0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Düşünce Enerjisi | Aralık 06, 2012, 07:22:45 ÖS
Düşünce Enerjisi

NESTOR

  • Administrator
  • Tam Üye
  • ******
  • 245
    İleti
  • itibar: +96/-39
Düşünce Enerjisi
« : Aralık 06, 2012, 07:22:45 ÖS »



DÜŞÜNCE ENERJİSİ

 


Günümüzde yaygın olarak kullanılan, çok yönlü bir kavramdan söz etmek istiyorum. Bu da ‘Enerji’ kavramıdır. Bu kavram fizik biliminde önemli bir yer tutar. Hareket enerjisi, durum enerjisi, nükleer (atom) enerjisi, elektromagnetik enerji gibi çeşitli türleri tanımlanmıştır. Oysa ki genel anlamda evrende var olan her nesne sadece ve sadece “enerji”dir. Canlı-cansız veya organik-inorganik ayırımı yapmadan her nesne özünde enerjidir. Görelilik (Rölativite) kuramında madde miktarı ile enerji arasındaki ilişki E=mc 2 eşitliği ile kütlenin enerjiye ve enerjinin de kütleye dönüşebileceği ifade edilmiş, deneysel olarak da kanıtlanmıştır.
 
Genelde deneysel olarak ölçülüp hesaplanabilen en az yoğun enerji türü ısı enerjisidir. Ancak ısı enerjisinden de daha az yoğun birçok enerji türünün varlığını, şu anda ölçemesek bile, kabul etmek durumundayız. Örneğin “Düşünce Enerjisi”, henüz ölçülememekle birlikte ısı enerjisinden daha az yoğun bir enerji türü olarak yakında geniş kabul görecek bir enerji şeklidir. İnsanlar düşünce enerjisini kullanmayı henüz tam olarak öğrenebilmiş değillerdir. Zira düşünce enerjisini harekete geçirmek için sadece akıl ve mantık yeterli olmamaktadır. Akıl ve mantığın da ötesine geçip, duygusal ve sezgisel zek â nın da etkin (faal) hale geçirilmesi gerekmektedir.
 
Enerjiyi tarihsel boyutu ile incelediğimizde, insanlığın ilk dönemlerinde, düşünce enerjisinden büyük çapta yararlanıldığını görürüz. Asya Türklerinin Kam dedikleri şaman kişilerden daha önce dergimizde söz etmiştim (“X” Dergisi Sayı 1; Nisan 2004). Kamlar düşünce enerjisi ile iletişim kurabilmekte, farklı boyutlara ulaşabilmektedirler. Zaman içinde insanlık bu en ince ve az yoğun düşünce enerjisini kullanmayı terk etmiş, daha yoğun olan maddesel enerji türlerine yönelmiştir. Bu durumu, insanlığın nesnenin özelliği olan dalgasal yapısını göz ardı edip maddesel yapısına önem verişi olarak da yorumlayabiliriz. Tarihsel anlamda ‘insanlık’ dört ayrı enerji döneminden geçecektir. Bunlar Ateş, Su, Toprak, ve Hava dönemleridir. Şu anda üçüncü dönem Toprak Dönemi yaşanmaktadır.
 
İnsanların ilk dönemi ateş dönemi olmuştur. Ateşi kontrol edip istendiğinde yeniden yakabilme yeteneği insanları hayvanlardan ayıran en önemli özelliktir. Ateş yakmayı öğrendikten sonra insanlar kendilerini vahşi hayvanlardan korumayı ve ısıtıp yaşamlarını soğuk bölgelerde sürdürmeyi öğrenmişlerdir. Ateş döneminde insanlar bir yandan yeryüzünde ateş etrafında ayinler düzenlerken, diğer yandan gökteki güneşi ateşin kaynağı olarak görüp varlıklarının başlıca nedeni olarak yüceltmişlerdir. Türklerdeki “Gök Tengri” ve birçok bölgede beliren “Güneş Tanrı” inancı bu ateş döneminin ürünleridir.
 
İnsanlık düşünce enerjisini kullanmayı işte bu ateş döneminde öğrenmiş ve geliştirmiştir. İnsanın sadece maddesel bir beden olmadığını ve hastalıkların tedavisinde sadece bedenle ilgilenmenin yeterli olmadığını bu dönemde anlamışlardır. Günümüzde gittikçe daha fazla önem kazanan ‘önleyici tıp’ yaklaşımı ile ateş döneminde geliştirilmiş olan ‘şifa’ yaklaşımı arasında büyük benzerlikler vardır. İçine girmiş olduğumuz Yeni Çağda hastalıkların tedavisinde şifa metotları ile düşünce enerjisinin gittikçe daha fazla uygulama alanları bulacakları kanısındayım.
 
Düşünce enerjisinin gücünü, hipnotizma yardımı ile insanlara neler yaptırılabileceğini görebilmekteyiz. Hipnotizmada insanın maddesel (bedensel) yönü değil, dalgasal (ruhsal) yönü etki altına alınmaktadır. Bu metodun gücünü gören Sigmund Freud daha düşük seviyeli bir etkileşme içeren Psikanaliz metodunu geliştirmiştir. Psikanaliz metodunda tedaviyi sağlayan en önemli etken düşünce enerjisidir. Yeni Çağda düşünce enerjisi daha da ileri boyutlarda geliştirilerek bilimsel bir temele oturtulacak ve insanlığın ruhsal gelişiminde büyük yararlar sağlayacaktır.
 
Tarihsel gelişim içinde ateş dönemini su dönemi izlemiştir. Medeni yaşamın gelişimini sağlayan toplumsal yerleşim bölgeleri hep su kenarlarında olmuştur. İnsanlar suyun önemini doğal bir içgüdü olarak kavramışlardır. Ateşten sonra ilk hakim oldukları güç de su gücü olmuştur. Su enerjisi sayesinde dere ve su yollarını kullanarak yeni yerleşim bölgeleri bulmuşlardır. Su döneminin en önemli enerji üretme aracı dönme dolap denen çark olmuştur. Dönme dolap akan bir dereye yerleştirildiğinde hem su taşır hem de mekanik enerji üretir. Dönme dolabın yerini buhar makinesi alınca enerji üretiminde ani bir patlama ve teknolojik gelişme ortaya çıkmıştır. Bu hızlı gelişme su döneminin sonunu getirmiştir.
 
Su dönemi 19. yüzyılın başında son bulmuştur denilebilir. Enerji kaynağı olarak su gücü yerine toprak ürünleri olan kömür ve petrol kullanımı hem buhar makinesinin hem de dinamonun geliştirilmesini sağlamıştır. Günümüzde kullanılan tüm yarı iletkenlerin (transistörler ve entegre devrelerin) ana maddesi toprak olan silisyum elementidir. Tüm bilgisayarların ana maddesi topraktır. Yakın gelecekte geliştirilecek olan akıllı robotların da ana maddesi toprak olacaktır. Şu anda dünya toprak dönemini yaşıyor. Zira tüm metaller (altın, demir, bakır,…vs) dünya ekonomisinin temel direkleridir. Karbon ve karbon türü kömür, petrol, mazot, plastik, doğal gaz,.vs hepsi toprak ürünleridir. Hepsi topraktan elde edilirler. Kıymetli taşlar (elmas, pırlanta, yakut, zümrüt..vs) da topraktan çıkarlar. Her biri günümüz insanı tarafından satın alınmakta, uluslararası pazarlarda alınıp satılmaktadır. Enerji kaynağı olarak nükleer enerji üreten nükleer reaktörler de topraktan çıkan Uranyum elementini yakıt olarak kullanır. Kısaca günümüzde dünya ekonomisi, büyük çapta, toprak ürünleri sayesinde var olmakta ve gelişmektedir.
 
Bundan sonraki dönem hava dönemi olacaktır. Her ne kadar toprak ürünlerin kullanımı devam edecek ise de enerji üretiminde hava ürünlerinin payı gittikçe artacaktır. İnsanlık henüz hava enerjisini kullanmayı tam olarak geliştirmiş değildir. Meteroloji denilen hava tahmini henüz çocukluk çağını yaşamaktadır. Bu bilim ilerledikçe hava ile seyahat çok daha kolay ve ucuz olacaktır. Bir zamanların klasik yel değirmeni çok daha gelişmiş bir şekil alacaktır. Nedeni ise hava hareketlerini insanların çok daha iyi tahmin edebilecekleridir. Bir ülkenin birçok yerlerine yerleştirilmiş olan hassas yel değirmenleri düşünün. Hangi bölgede rüzgarın hangi hızla ve süreyle eseceği tam olarak bilinirse o bölgedeki yel değirmenleri devreye sokulabilir ve böylece sürekli olarak enerji elde edilebilir. Bugün için pek mümkün olmayan bu yaklaşım gelecek hava döneminde başlıca enerji kaynağı olacaktır.
 
Hava Döneminde havadaki doğal Azot, Hidrojen ve Oksijen gazları yeni enerji kaynaklarını oluşturacaklardır. Daha şimdiden Hidrojen enerjisi geliştirilmeye başlanmıştır. Hidrojenle çalışan otomobil tasarımı vardır. Hidrojeni sudan elde etmek mümkün olduğundan kaynağı dünyada tükenmesi mümkün olmayan su, yani H2O’dur. Hidrojen enerjisi kullanmanın bir diğer faydası son derece temiz bir enerji olmasıdır. Kullanımından arta kalan yine sadece su olmaktadır. Hidrojen enerjisi ile birlikte Azot enerjisi de devreye girecektir. Azot, günümüzde, suni gübrenin ana maddesidir. Azot önemli bir enerji kaynağıdır. Biz insanlar henüz Azot enerjisini kullanmayı tam olarak öğrenemedik. Suni gübre ilk yaklaşımdır. Ancak bitkisel enerjiden tam olarak yarar sağlayabilmek için Azot enerjisinin devreye sokulması gerekecektir. Tüm yeşil bitkiler güneş enerjisi ile havadaki oksijen ve kabon-dioksiti kullanarak fotosentez yaparlar. Yani kendileri için gerekli enerjiyi üretirler. Fotosentez denilen mekanizma ile gen mühendisliği ilgilenmeye başlamıştır. Bu konuya daha önce değinmiş bulunuyorum (“X” Dergisi sayı 2; Mayıs 2004).
 
Hava Döneminde insanlar doğaya karşı daha nazik ve daha saygılı davranacaklardır. Artık zorla toprak delinerek içinden doğal gaz, kömür veya petrol elde etmek yerine, havada bol olan azot ve sudaki hidrojen gazları kullanılacaktır. Havadaki azotun azalmaması için de bol azot üreten bitkiler geliştirilecektir. Bu bitkilerin asıl görevi havanın kalitesini yüksek tutmak ve hava kirliliğine son vermek olacaktır. Ambalaj sanayiinde plastik kullanımı azalacak, yeni bitkilerden bol miktarda selüloz elde edilip kağıt üretilecektir. İlaç sanayii de doğal ilaçlara dönüşecek, yaşam daha sağlıklı ve doğaya yakın olarak sürerken düşünce enerjisinin kullanımı da artacaktır.
 
Tüm bu gelişmelerin elbette ki en önemli yan etkisi, insanların yoğun enerji türlerinden daha az yoğun (sübtil) enerji türlerine yönelmeleri ve bu arada ruhsal düşünce enerjisine önem vermeleri olacaktır. İnsanlığın asıl gelişimi bu ruhsal düşünce enerjisini yeniden kullanıma sokmalarından sonra başlayacaktır
Sirius Ufo Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi

Xhumz Prime

  • Kıdemli Üye
  • Acemi Üye
  • ****
  • 81
    İleti
  • itibar: +30/-5
  • Cinsiyet: Bay
    • PCkolog Bilgisayar Hastanesi
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #1 : Aralık 08, 2012, 05:24:34 ÖS »
boyle bir sey mumkun ise,21 aralik olayli gecicek desenize ;)
One shall stand,one shall fall!!!

Rousseau

  • Tam Üye
  • ***
  • 223
    İleti
  • itibar: +67/-107
  • Cinsiyet: Bayan
  • been there done that
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #2 : Aralık 08, 2012, 05:29:30 ÖS »
boyle bir sey mumkun ise,21 aralik olayli gecicek desenize ;)

benim 21 aralık teorim tamamen bu yönde : )
insanların 21 aralık beklentileri ortaya o kadar yoğun bir enerji çıkaracak ki o gün, artık somut bir şey olsa bile bunun mimarı biz olacakmışız gibi geliyor.
"Bazı insanlar vardır, eğer bir şeyi zaten bilmiyorlarsa, onlara anlatamazsınız." Louis Armstrong

L Lawliet

  • Tam Üye
  • ***
  • 512
    İleti
  • itibar: +132/-149
  • Cinsiyet: Bay
  • I <3 ϕ6!
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #3 : Aralık 08, 2012, 05:52:05 ÖS »
Yapılan bazı deneyler, düşünce gücünün tesadüf üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Deneyin tanıtıldığı belgeseli şu anda anımsamasam da, kısaca özetleyebilirim. Basit bir robot düşünün; disk şeklinde ve yerden sadece birkaç santim yüksek. Altında hareket etmesi için tekerler ve robotun tam ortasında ise izlediği yolu belirlemek için bir kalem. Yani robot hareket ettikçe, izlediği yolu kalem çizgilerinden takip edebiliyoruz. Bu robot içerisinde bir mekanizma sayesinde tesadüfen yön buluyor, sürekli izlediği bir yol yoktur. Yani kaotik bir yapıya sahip. Ayrıca oldukça ses çıkaran bir cisim.
Robot kendi halinde boş bir odada hareket edince gayet tesadüf eseri odanın neredeyse her yerine uğradığı kalem çizgilerinden anlaşılmış. Bu deneyi bir de uyuyan bir insanın bulunduğu odada denemişler. Bu deneyin sonunda ise, robotun çizdiği yerler uyuyan insandan en uzak bulunan köşede yoğunlaşmış. Buradan çıkarılan sonuç ise, insanın istem dışı olarak robotun tesadüf mekanizmasını etkileyerek, onu, yani gürültünün kaynağını kendisinden uzak tutmuş olması/olabileceği.

Ayrıca yoğun yaşanan günlerde, örneğin 11.09.2021 tarihinde, Dünya genelinde tesadüflere bağlı mekanizmaların farkedilir bir sistem oluşturdukları gözlemlenmiştir.
Dediğim gibi bu belgeseli nerede izlediğimi veya hangi başlığa sahip olduğunu hatırlamıyorum ama böyle bulguların olduğundan bahsediyordu. Artık ne kadar doğru, ne kadar yanlış orasını sizlerin yorumlarına bırakıyorum.
Watashi wa Johann Liebert | Jonathan Osterman | Dr. Manhattan | Physicist | Nate River | Incognito | Dekan | Masirius desu!

fatal

  • Yeni Üye
  • *
  • 11
    İleti
  • itibar: +0/-0
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #4 : Aralık 26, 2012, 03:05:19 ÖÖ »
21 aralık geçti gitti ne oldu hiç bişi bundan sonrada pek bişi olmucak.Bazı şizofren insanlar ortalıgı bilgi kirliliği ile dolduruyor.

AvaticaRauce

  • Yeni Üye
  • *
  • 34
    İleti
  • itibar: +2/-1
  • "Belki sıradan sıradışıdır, sıradışı da sıradan."
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #5 : Ocak 08, 2013, 05:41:54 ÖS »
boyle bir sey mumkun ise,21 aralik olayli gecicek desenize ;)

benim 21 aralık teorim tamamen bu yönde : )
insanların 21 aralık beklentileri ortaya o kadar yoğun bir enerji çıkaracak ki o gün, artık somut bir şey olsa bile bunun mimarı biz olacakmışız gibi geliyor.
Bunu ben de düşünmüştüm açıkçası. Çoğunun haberdar bile olmadığı 'enerji'nin, daha doğrusu düşünce enerjisinin, basite alınabilecek bir şey olmadığını kendimden biliyorum.
Mesela ben varlıkların enerjilerini istemsiz bir şekilde algılayabiliyorum. Örnekle açıklayayım, nette dolaşırken tanıdığım ya da tanımadığım birinin sadece ismini görmem bile ruh halini tahmin edebilirim bu sayede çok kişiyle dostluk kurdum. Nasıl oluyor ben de bilmiyorum ama "duyguları" algılayabiliyorum. Daha alakalı olduğunu düşündüğüm bir şey ise şöyle ki; aklımdan geçirdiğim şeyleri çoğunlukla 20-30 saniyeden az bir sürede etrafımdaki -tanıdığım ya da tanımadığım- insanlardan duyabiliyorum çoğunlukla, ya da bir şeyin yapılmasını aklımdan geçirdiğimde gene biri bunu kısa bir sürede yapıyor(bu pek sık olmaz ama). Yani ben bir şekilde onları etkiliyorum. İşte bu yüzden kötü şeyleri düşünmemeye çalışırım (örn: yoldan geçen birinin üzerine üst kata monte edilmiş klimanın dış kısmı düşebilir mi? hayır hayır olmayacak öyle bir şey). Şimdii.. sadece ben bile daha hemen hemen hiçbir şey bilmezken bazı ufak tefek şeyleri değiştirebiliyorsam.. diye düşünmüştüm ki bir topluluğun birlikte yaydığı enerji dalgaları çok ama çok tehlikeli olabilir diye düşünüyorum. Aslında zihinlerimizin bir şekilde birbirine bağlı olabileceğine de inanmaya başlamadım desem yalan olur. Hepimizin paylaştığı şeyler var. Ve bunun için de verebileceğim örnek şu; sürekli sex hakkında düşünce gücünü yoran birinin tecavüz ve taciz suçlarının artmasında zihinsel bir katkısı olabilir bu yönden bakarsak değil mi?

FishEye

  • Tam Üye
  • ***
  • 561
    İleti
  • itibar: +33/-144
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #6 : Ocak 09, 2013, 03:18:09 ÖS »
Alıntı yapılan: AvaticaRauce
...Hepimizin paylaştığı şeyler var. Ve bunun için de verebileceğim örnek şu; sürekli sex hakkında düşünce gücünü yoran birinin tecavüz ve taciz suçlarının artmasında zihinsel bir katkısı olabilir bu yönden bakarsak değil mi?..

Katkısı olabilir yalnız kendisi bu tür suçlar işlememesine karşın bunların oluşmasına neden oluyorsa bu onun suçu değildir...Tüm insanlar tek bir organizmadan türediler değil mi?Özünde hepsi bir ve bir o kadar basit, kopyayız yani bakteriler gibiyiz ancak çok farklı görünmemize neden olan faktörler var oldu, oluyor. Zaman bunun en büyük itici gücü. Taciz sevginin bir mahsülü ve diğerleri de öyle, bunları durdurmak için kalkıp küçük bir kızın eline göğüs sütüyle beslenen bir oyuncak bebek verip onun aşırı seksüel baskılar altında kalmadığını, anneliğin insanın en doğal (hiç bir mahsuru olmayan)ve doğru özelliklerinden biri olduğunu savunursan benim gözümde komik duruma düşersin. Sevgiyi yüceltmek bana göre değil. Düşünce pek çok şeyi aynı tanımlama altına sokabilecek bir şey oldukça tehlikeli.

AvaticaRauce

  • Yeni Üye
  • *
  • 34
    İleti
  • itibar: +2/-1
  • "Belki sıradan sıradışıdır, sıradışı da sıradan."
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #7 : Ocak 09, 2013, 09:06:44 ÖS »
Orada savunduğum hiçbir şey yok ben sadece bireyin düşüncesinin geneli etkileyebileceğine örnek verdim. Tek bir kişinin etkisi de tabi önemli ama çoğunluk aynı şeye odaklaşınca bu da -ikimizin de dile g etirdiği gibi- çok tehlikeli durumlar ayol açabilir. Düşünce gücünün yönlendirilmesinin çok şeyi değiştirebileceğini düşünüyorum.

FishEye

  • Tam Üye
  • ***
  • 561
    İleti
  • itibar: +33/-144
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #8 : Ocak 09, 2013, 09:13:58 ÖS »
Orada genele yaydım düşünce gücünden bayağı başka konulara daldım sana değildi sözüm dün böyle bir konu okudum da oradan kafama takıldı düşünce gücüyle birleştirdim. Yanlış anlaşılmaktan çok korkuyorum ya. Düşünce gücü kısmına cevap vermeye çalıştım evet bence düşünce gücü bir ve topluluk halinde hareket ediyor dahası düşüncelerimizin kontrolü bizim elimizde değil ki zaten yoğunlaşmış/odaklanmış durumda en başından beri böyleydi. Evrimin istikameti belli düşünce hareketin yer değiştirmiş halidir diye bir söz görmüştüm. Fantastik oldu değil mi?
« Son Düzenleme: Ocak 09, 2013, 09:16:35 ÖS Gönderen: hourglasstic »

AvaticaRauce

  • Yeni Üye
  • *
  • 34
    İleti
  • itibar: +2/-1
  • "Belki sıradan sıradışıdır, sıradışı da sıradan."
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #9 : Ocak 10, 2013, 08:23:04 ÖS »
... dahası düşüncelerimizin kontrolü bizim elimizde değil ki zaten yoğunlaşmış/odaklanmış durumda en başından beri böyleydi...
Birçoğu için bu doğru kabul edilebilecek bir yargı olsa da bence tamamen değil. Bazı şeylerin farkında olan insanların sayısı da pek az değil. Genel olarak evet, kontrol edilmiyor :)

Ben mesela geçenlerde yoldan geçerken çekmeli bir araçla 10 kadar kutuda yazıcı taşıyan birini gördüm, "ya aracın ayağı takılır ve onların hepsi yere düşerse?" dedim kendimce sonra da hemen "olmayacak öyle bir şey" diye düşünceyi savmaya çalıştım. Çok da alakası var mı bilmiyorum aslında şu an bunula. Ama ben psikopatım sanırım, ya da bir çeşit paranoyak :)

Neyse asıl demek istediğim bu değildi. Bazı oluşumların düşünceleri bir hedefe yönledirmek üzere çalışmalar yaptığını düşünüyoruz. Örnek verecek olursam, arkadaşımın araştırmalarından saptadığına göre ortam tasarımı bile enerjiyi yönlendirmede çok etkili. Damalı yapılar, özellikel de "kubbeli" binalar içinde oluşturulan enerjiyi kat be kat artırarak çıkarıyor(muş) semalara. Sonra bana dedi kendisi "Camiler neden kubbeli sence?". Aynı kişi gene kubbeli olan Beyaz Saray'da da birtakım kötü amaçlı ayinler yapıldığını öğrenmiş.
Sadece bu da değil. Bilinçaltı mesajlarına da girecek biraz ama, savaştan önce Irak radyolarında Kur'an yayını yapılıyordu ve bunun altından insanlara "savaşmayın, kazanamayacaksınız" içerikli olduğu düşünülen mesajlar da veriliyordu. İnsanların çoğu savaşı kazanamayacağını düşünürse, enerji zaten bu doğrultuda yönlenmiştir.
Aklıma gelen bir diğer örnek de show amaçlı olanlar hariç tv fenomenleri, ama bunu bu konuya dayandıramam sanırım.
« Son Düzenleme: Ocak 10, 2013, 08:30:04 ÖS Gönderen: AvaticaRauce »

Cigarette Smoking Man

  • Tam Üye
  • ***
  • 173
    İleti
  • itibar: +20/-8
  • Cinsiyet: Bay
  • Deny Everything
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #10 : Mart 21, 2013, 01:52:38 ÖS »
@L Lawliet;
Sayın L Lawliet; bilimle tesadüfün ne gibi bir ilişkisi olabilir ki? Daha doğrusu bilim, "tesadüf" olgusunu nasıl inceleyebilir? Bilim daha çok, kesin ve milyonlarca kez yapılıp, aynı sonuçları verecek olaylar hakkında konuşmaz mı?  Yani rakamlarla ifade edebilmeli birşeyi. Tesadüf zaten deneysel olarak kanıtlanamaz diye düşünüyorum.
(Şunu da belirtiyim, ben tesadüflere inanmıyorum. )

@AvaticaRauce
Sayın AvaticaRauce;
Alıntı
Damalı yapılar, özellikel de "kubbeli" binalar içinde oluşturulan enerjiyi kat be kat artırarak çıkarıyor(muş) semalara.
Masonlar bu nedenle, damalı zeminler kullanıyor sanırım.

Alıntı
Sadece bu da değil. Bilinçaltı mesajlarına da girecek biraz ama, savaştan önce Irak radyolarında Kur'an yayını yapılıyordu ve bunun altından insanlara "savaşmayın, kazanamayacaksınız" içerikli olduğu düşünülen mesajlar da veriliyordu.

Subliminal mesajlar verildiğini mi söylüyorsunuz?
Sosyal Mühendis...

Aleister Crowley

  • Yeni Üye
  • *
  • 2
    İleti
  • itibar: +0/-0
Ynt: Düşünce Enerjisi
« Yanıtla #11 : Nisan 19, 2013, 12:20:01 ÖÖ »
Madde olmaksızın ne düşünce olabilir ne de ruh.  O yüzden ben düşünce(!) gücü yerine gerçek tıpla ilgilenmeyi tercih ederim  :)